O U R O B O R O S

Güncelleme tarihi: 13 Tem 2020

"Kim bilir sosyal medya fenomeni haline dönüşmemiş adını sanını bilmediğimiz ne cevherler var ve siz bu satırları okurken onlar aydınlanma yolunda ve kendi pratiğinde ilerliyor..."

Günümüzde “YOGA" olarak bilinen şey, internet aracılığıyla, en çok da sosyal medyadaki görünürlük kadar algılanan ve sadece fiziksel egzersiz bölümü  olan “ASANA” yı, ya da bir MEDİTASYON oturuşunu (o da gerçekten meditasyonda değilken, “meditasyondaymış gibi” görünen,  sadece görsel düzeyde yansıtabilen bir öğreti olarak tanınır hale geldi… Esneklik, güç ve denge sınırlarını zorlayan, çoğu kişinin “ben bunu yapamam” diyerek denemeye bile çekindiği bir disiplin olarak algılanır düzeye indi maalesef. ‘Maalesef’ sözcüğü, zorunda kalmadıkça kullanmayı tercih etmediğim bir sözcüktür; hoşnutsuzluk durumuna kapı açtığından dolayı. Geldiği nokta itibari ile yoga, daha ne olduğu, ne olmadığı bilinmeden, sadece başkasının deneyimini gösteren bir fotoğraf etkisinde ürkütücü bir hal aldıysa, sunduğu öğretinin zenginliğine yaklaşılamaz hale geldiyse, ‘maalesef’ sözcüğü de beraberinde ortaya çıkıverdi.

Çok değil dokuz yıl önce, yogaya ilk başladığımda, instagram hayatımızı kontrol eden bir podyuma dönüşmeden önce, benim için yoga, içsel bir uygulamaydı. Ne asana (yoga duruşu) dersinde kim neyi ne kadar yapıyor kıyası vardı, ne de yaptığımızın hemen fotografını çekip paylaşmak vardı. Yogaya başladığım stüdyo, yoga felsefesi ile tanışmamı ve adeta aşık olmamı sağlayan, asana pratiklerinin bedeni sadece iyi hissettirir düzeyde yapılıp, akrobatik asanaların çalışılmadığı bir yerdi. İleri seviye bir asanaya ulaşabilmek için kendimizi zorladığımız bir durum söz konusu değildi. Hocamızın söylediği açılış mantrası ile derse başlar, yine hocamızın söylediği kapanış mantrası dersi bitirirdik. ‘Peak pose’ u baz alan akışlar yapmazdık, akışın tümü bir bütündü. Hedefe yönelik çalışma yoktu. Hocamızın bizi hizalar konusunda düzelttiğine ilişkin aklımdan kalan bir anı da yok üstelik. Belki yapmıştır ama zihnime yer etmeyecek kadarmış demek ki. Cuma akşamları bir yandan çay içer, bir yandan da felsefe öğretisi dinlerdik. Tam anlamıyla güvenli bir limandı yoga. Yoga dışındaki günlük koşturmaca zaten yeterince vahşiydi, ama yoga her zaman kucaklayandı.


Hindistan’da ashram’da da öyleydi.  Genci yaşlısı, üstünde sarisi olan teyzeler, pantolon gömlekli amcalar, biz şalvarlı Batılılar, hep birlikte yapıyorduk yogayı. Aklımda hiç 'şu kişi de şu pozu nasıl yapmıştı' diye bir bilgi kalmamış mesela. Ama Felsefe Bölümü’ndeki öğretim görevlilerinin anlattığı kadim bilgiler ve bilgileri aktarışlarındaki şefkat, kalbimde dün gibi. İlk Agni Puja’sındaki heyecan, merak, Hint mistisizmi ile ilk karşılaşmalar, hafta sonları gittiğimiz tapınak gezileri halen benimle.


Düşünün ki yoganın kaç bin yıllık tarihi var, gerek çıkış yeri olan Hindistan’da, gerek Colonial yayılımın ardından Batı’da kim bilir kaç bin kişi yoga yaptı, yapıyor, kim bilir sosyal medya fenomeni haline dönüşmemiş adını sanını bilmediğimiz ne cevherler var ve siz bu satırları okurken onlar, aydınlanma yolunda ve kendi pratiğinde ilerliyor...

Değişim ve dönüşüm hayatın esası. Bu sebeptendir ki, içinde bulunduğumuz gerçeklik bu ve ben de size yine sosyal medya üzerinden ulaşıyorum. Kuyruğunu ısıran yılan misali, bu döngüyü yaşıyoruz. Evet, yoga çok daha ulaşılabilir hale geldi, bu da kısa zamanda çok kişinin yogaya başlamasına imkan sağladı. Ne mutlu! Sonrasında, yüzeysel kalmayı mı tercih ettin, daha derinine mi inmek istedin bu sana kalmış elbette. Herkes kendi yolunda ilerledi, ilerliyor. Kimisi elllerin üstünde kaç saniye durabildiği, kimisi meditasyonda kaç saat oturabildiği, kimisi oruçta kaç gün kalabildiği ile kendini bu ‘yogasal ölçütler’(!) doğrultusunda konumlandırmaya çalışıyor. Adeta hep bir kaybolmuşluk halindeyiz ve bu ölçütler bize pusula görevi görerek pratikte nerede olduğumuzu anlamamıza yardım ediyor… - Sanıyoruz - … Sanıyoruz çünkü kendimizi bilmedikçe, başkasıyla ya da eski kendimizle kendimizi kıyaslayarak, bugünkü kendimizi bulmaya çalışıyoruz. Yoga 'özgürleşmeye götüren yol' olacakken, bu yüzeysel ve görüntüye dayalı hali ile yeni bir kayboluşun labirentine sokuyor bizi.


"Yoga seçim yapmaktır.”diyor ya yazıtlar...

Kimbilir gelecek neler barındırıyor bilinmeyenlerle dolu sandığında.

Gelecek mi bana da o eli eteği çekme hali, yoksa benim dharma'm bana, yogayı sosyal hayat içinde yoga uygulama ve aktarma olarak mı verilmiş bilemiyorum. Öğretiyi paylaşmak değerli. Eğer bilgi aktarımı olmasaydı şu anda sizlere bunları yazabiliyor olmazdım çünkü yoga diye bir şey zihnime ulaşmamış olurdu. Almanın da, vermenin de dönemleri var. Alma dönemim geldiğinde yine Hindistan’a gidip, Yoga Felsefesi ve Vedic Astroloji üzerine master yapmak niyetimi bu vesile ile evrene yollamış olayım. 


Ondan gayrısı, herkese iyi bir pazar öğleden sonrası olsun ve Namaste y’all! :)

14 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

M U S L U K