DÖRT KİLİT ASANANIN ÖĞRETİSİ

Bugüne dek deneyimlediğim asanalar içinde dört asana var ki; bunlar benim için mihenk taşı niteliğinde. Diğerleri daha az önemli olduğundan, ya da bana daha kolay geldiğinden değil, benim için bu dört kilit asanada ben dönüşüm yaşadığım için. Bu asanalar neler mi? ve bana neler mi öğrettiler?

Yogaya başladığımdan beri, her pratiğin, her bir asananın, farkındalıkla alınan her bir nefesin, meditasyonda geçirilen her bir dakikanın, kadim bilgilere ait okunan her bir satırın ayrı bir yeri ve kıymeti var. Her biri yeni bir damla. Bu damlalar benim okyanusumu oluşturuyorlar. Bu okyanus belki bir bardak su kadardır belki de bu dünyaya sığmaz, o kısmı bilinmez.

Her bir asana (yoga duruşu) çalışıldığı sırada öğretir ve sonrasında bıraktığı enerji tortusuyla da öğretmeye devam eder. Görünende sadece bacaklarını iki yana açmış veya ellerinin üstünde durmuşsundur ama görünmeyende, fiziksel bedenin uyumlanmaya çalıştığı duruş aslında senin daha süptil katmanlarına işler ve orada değişim ve dönüşüm başlar. Psikolojik travmalar, sınırlar, korkular, bırakamamalar, affedememeler, esneklik ve uyu gösterememeler ve daha nicesi. Öz benliğimize ulaşabilmek, sınırsız ve sonsuza yaklaşabilmek yolunda, sınırlı ve ölümlü olan fiziki bedenimizi kullanılırız. Bazen ne kadar kısıtlı olduğumuzu, bazen de bu kısıtlılıkları nasıl aşabildiğimizi. Bugüne dek deneyimlediğim asanalar içinde dört asana var ki; bunlar benim için mihenk taşı niteliğinde. Diğerleri daha az önemli olduğundan, ya da bana daha kolay geldiğinden değil, benim için bu dört kilit asanada ben dönüşüm yaşadığım için. Bu asanalar neler mi? ve bana neler mi öğrettiler? Buyrun yazının devamına...


Kakasana (Karga duruşu) İlk defa ellerimin üstünde durup ayaklarımın yerden kalkabildiğini gördüğüm o an hep benimle. Ne zaman bir yeni bir poz denesem ve çok uzak gelse, o ayaklarımın yerden ilk kalktığı an gelir aklıma. İlk denge.


Hanumanasana (Spagat, Front splits)

Kalçamın yerden bir diz boyu yukarıda olduğu bir noktada çalışmaya başladım. Çalış çalış hep çok canım acıyordu ve sanki hiç ilerleme yoktu. Ta ki bir gün, yere doğru az bir yaklaştığımı farkettiğim ana dek. O an o gelişmeyi görünce tamam dedim, bırakmıyorum, ben bunu sürekli çalışacağım. Kalçalarım yere gelir mi bilmem ama ilerleyeceğim kesin. 3 yıl sonra şükür, Hanuman geldi. Bazen gelir bazen gider ama sorun değil, artık biliyorum ki o, orada benimle. Bu duruş benim için neden bu kadar önemliydi derseniz, tüm acıya rağmen, kendimi yere (var omana, görünene, zemine, köklerime) teslim edebilmiş olmam ve onun da beni kucaklamış olmasından dolayı. İlk teslimiyet.


Chakrasana (Urdha Dhanurasana, Köprü, Tekerlek, Çark duruşu)

Yogaya ilk başladığımda o kadar ama o kadar kapalı bir bedenim vardı ki, köprüyü açıkçası hayal bile etmemiştim. Zaten pratiğim ilerledikçe de halen ön bedenim kasılı olduğundan bir süre hiç denemedim bile. Zaman ilerledikçe onun da zamanı geldi. Bu defa da başım bir türlü yerden kalkmıyordu. Omuzlarımı açmam gerektiğini anlayıp, uzunca bir süre bunun üstüne çalıştım. İşte kendimi o yerden ilk itebilir başımın yerden kalktığı anı da dün gibi hatırlıyorum. Belki sadece birkaç santim kalkmıştır. Hiç önemli değil. Önemli olan çabaya devam etmiş ve meyvelerini de görmeye başlamış olmamdı. Omuzlarım gitgide açılsa da hip flexor’lerim, psoas’ım direniyordu. Yavaş yavaş yavaş derken, Chakrasana bana ben de ona kavuştuk. Bu duruşun benim için önemi: Kalbimin derinden ilk açılışını hissetmem oldu, adeta göğüs kafesim patlayıp  kalbim yerinden çıkacak gibi gelmişti :)

Adho Mukha Vrksasana (Handstand, Amut, El duruşu)

Hayal bile edemediklerimdendi… halen de rahat ve stabil duruş hayal olmasa da çok yolu var :)

Tavşan zıplamalarıyla geçen uzun bir süreçten sonra duvar önüne gelip de kalçanın baş üzerinden gelip ayakların duvarı bulduğu anı unutamam. Öyle veya böyle o ayakları havaya kalkmıştı. Yıllar o duvarla olan güvenli birliktelikle geçti ve halen kopmuş sayılmam, yavaş yavaş :) Duvar çok korudu, çok öğretti, güçlendirdi… Ama aynen fazla korumacı ebeveyn gibi oldu bir süre sonra. Koruyor evet ama kendi kanatlarınla uçamıyorsun.Nereye kadar uçabilirsin ya da hatta acaba uçabilir misin? Bilmiyorsun. Kimsin bilmiyorsun. İşte o kim o olduğun, ne kadar güçlüsün, ne kadar esneksin, ne kadar dengen var, ne kadar denemeye açıksın ve de en önemlisi ne kadar cesaretlisin? Handstand bütün bunları içinde barındıran, adeta bir duruş değil de kendi başına bir okul gibi. Bana tüm bunlarla birlikte, arkanda güvenecek bir şey olmadığında, sadece kendine güvenerek, bilinmeze atlayacak gücün ve cesaretin benim içimde olduğunu öğretti. İlk kendinle yüzleşme ve bilinmeye atlama cesareti.



Ve sanmayın ki bu asanalar çalışıldı ve bitti. Her ama her defasında yeni bir şey mutlaka var. Bir durabiliş, bir duramayış, bir derinleşme, bir ilerleme, bir gerileme. O gün neler getirmişse hayat o, o duruşun içinde var. Denemekse bize kalmış.

35 görüntüleme1 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

M U S L U K